Herkese merhaba,
Yazılarımı kısa tutma çabam birçok bilgiyi aktaramamama sebep oluyor bu yüzden bir önceki yazıyla devam edeceğim. Öncelikle belirtmek istiyorum sakatlık multi faktörel bir durum ve yalnızca antrenmanla azaltılamıyor ancak antrenman, sorunu kontrol altına alabilmek için en önemli yöntem. Kontrol altına almak diyorum çünkü sakatlık engellenemez ancak iş yükü yönetimi ve bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerle risk azaltılabilir. Kadro genişliği, yılda oynanan maç sayısı, maçların sıklığı, rakiplerin fiziksel performans seviyesi de risk azaltımında önemli rol oynar.
Antrenmanın futbolcuları sakatlıktan koruma gücü olduğunun altını ısrarla çizerken yapılan çalışmalar ‘’yüksek kronik iş yükünün düşük kronik iş yüküne göre sakatlıktan korunmak için önemli olduğunu’’ rapor ediyor. Eğer takımları takip ediyorsak, istikrarlı bir şekilde düşük tempoda antrenman yapan bir takımın, yüksek tempoda antrenman yapan takımdan daha fazla sakatlıkla karşılaştığını görebiliriz. Yani, antrenmanın iş yükünü düşük tutarak hem futbolcuları kaybediyoruz hemde 90 dakikayı yüksek tempoda götüremiyoruz, günün sonunda düşük iş yüküne sahip antrenmanların yüksek iş yüküne göre zaman kaybı olduğunu hem sakatlık hemde performans noktasında görebiliyoruz. Maç haftalarında çalıştığımız ekiplerden şöyle öneriler alırız ‘’hafta sonu önemli maç var, X futbolcu sprint atmasın, Y futbolcu yüksek hızlı koşulara katılmasın’’ gibi gibi gibi. Evet futbolcunun bir problemi varsa antrenmanın iş yükü futbolcu için modifiye edilmeli ve bu öneriler mantık dahilindedir çünkü ekip futbolcunun müsabakaya sağlıklı ve diri çıkmasını ister ancak X ve Y futbolcunun müsabakada sprint atacağını ve yüksek hızlı koşulara maruz kalacağını da unutmamamız gerekir.
Futbolcu müsabakada maruz kalacağı iş yüküne antrenmanda maruz kalmalıdır ve antrenman aslında bir test niteliği taşır. Zaten bir futbolcu antrenmandaki iş yükünü tolere edemiyorsa müsabakanın psikolojik yüküyle birlikte müsabakaki iş yükünü de tolere etmekte zorlanır. Ayrıca, müsabakanın 28. Dakikasında sakatlanan bir futbolcunun teknik adamın bütün planını bozacağını ve bu yüzden herkesin gücünün müsabaka öncesi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu benim yorumum tabiki. Diğer taraftan, önemli bir müsabaka için korunan bir futbolcunun bir sonraki müsabaka için ve ondan sonraki bir müsabaka için de korunacağını unutmamalıyız çünkü Türkiye’de ekipler için her müsabaka çok önemli, maalesef uzun dönem planlama yapılması mümkün olmayan bir futbol ülkesindeyiz. 1 hafta, 2 hafta, 3 hafta korunan bir futbolcunun sprint ve yüksek hız iş yükünden uzak kaldıkça müsabakadaki iş yüküne karşı koymakta zorlanarak ‘’antrenman etkisi’’ sebebiyle sakatlıkla yani hekim diliyle yaralanma ile karşılaşabileceğini hesaba katmalıyız. İşte bu bilimsel dayanağı olan bir gerçek.
Teknik ekiplerde esas olan mantıklardan biri de ‘’zaten bu futbolcular maç oynayan futbolcular, o yüzden hafta içini dinlenerek geçirsinler’’ yaklaşımıdır. Doğru bir yaklaşım gibi görünse de bir yere kadar doğruluğunu koruyabildiğini söyleyebiliriz. O da iki müsabaka arasında 3 gün, 4 gün ve belki 5 gün var ise yaklaşım doğrudur ancak daha uzun günlerde yani 6 gün, 7 gün, 8 gün gibi aralarda futbolcular yüksek şiddet içeren iş yükünden asla ve asla korunmamalıdır. Yapılan bir araştırmada ‘’her 72 saatte bir kez hız temelli antrenmanların yapılabileceğini, yapılmadığı taktirde hız rezervlerinde kayıpların olabileceğini’’ görebiliyoruz. Ayrıca başka bir çalışmada da ‘’14 gün boyunca yüksek iş yüküne maruz kalmayan sporcuların 15. Gün ile birlikte fiziksel özelliklerinde kayıpların olduğu’’ rapor ediliyor. Yani şuna geliyoruz, antrenman yapıyoruz ancak nasıl antrenman yapıyoruz? Müsabakanın en önemli parçalarını futbolcuya antrenmanlarda ”fizyolojik” olarak yaşatamıyorsak, fiziksel performansla ilgili kayda değer gerilemelere 14. Günün ardından hazır olmalıyız. Bu arada, yüksek kronik iş yükünün altını çizerken lütfen yanlış anlaşılma olmasın ”120, 150, 160 dakikalık içinde bir çok farklı çalışmanın olduğu antrenmanlardan” bahsetmiyorum. Bu yöntemlerin uygulandığı bir dönemi kenardan takip ediyordum. Hazırlık döneminin sonuna gelemeden 10 sakatlık, fiziksel çöküşler ve ideal 11’den uzak bir takım görmüştük.
Ligin temposuna gelince, nasıl arttırabiliriz diye düşünürsek aslında üst satırlarda yazan cümleleri bu satırlara yazmamız gerekir çünkü antrenman tamamlayıcıları bir puzzle, bir veya iki parçanın entegrasyonu gerçekleşmezse performansı arttırmak güçleşebilir. Lütfen fevkalade çalışan arkadaşlar alınmasın ancak ülkemizde yapılan antrenmanları gözümüzün önüne getirelim; topsuz ısınma, 5v2 belki 7v3 ve çift kale yani küçük, orta büyüklükte alanda 11v11-8v8 format oyun. Bu yöntem benim için eleştiriye kapalı bir yöntem çünkü bu yöntemle yıllarca başarılı olmuş antrenörler var ancak avrupadaki tempo ile kıyaslama yapıldığında bu yöntemin yarışma noktasında yeterli olamayacağını görüyoruz. Neden mi? Futbolu analiz ettiğimizde şunu görüyoruz ‘’3 enerji sistemi eşit olarak antrene edilmeli’’ fakat biz bu ve buna benzer yöntemlerle sadece 1 enerji sistemini antrene edebiliyoruz o da uzun süreli yüksek tempo için yeterli olmuyor. Doğal olarak diğer 2 enerji sistemi düzenli olarak antrene edilmediğinden müsabakanın en yoğun periyotlarında aksiyonlar arası hızlı toparlanmalar gecikiyor, belli sürelerde de yorgunluk tolere edilemiyor.
Bu nasıl çözülebilir? hız ve dayanıklılık antrenmanları için, 3 enerji sistemini düzenli, haftalara yayarak periyotlamalar yapılmalı ve süreler aşamalı bir şekilde arttırılarak sezon bitimine 14 gün kalana kadar devam edilmeli. Ayrıca, zaman zaman toparlanma, birliktelik ve hormonları tetiklemek için 5v2 format oyunlar kabul edilebilir diğer taraftan 11v11-8v8 format oyunların oynanması da taktiksel anlamda zorunluluktur ancak fizyolojik perspektiften baktığımızda her antrenmanda bu çalışmaların uygulanması performans gelişimi açısından yeterli olamaz çünkü 11v11-8v8 format oyunların doğası gereği futbolcu dakika içerisinde 1 aksiyon yapıyor ya da hiç yapmıyor, yapamıyor. Hele ki teknik ekip özel bir istekte bulunmuyorsa oyunlar maç temposunun çok çok uzağında ilerliyor. Fiziksel gelişim kaydetmek istiyorsak, oyuncu sayısı ve oyun alanının futbolcu sayısına düşen metrelerini hesaplayarak planlama yapmalıyız. Gelişim için tek tip formatla ilerlemenin antrenmanı müsabakaya transfer etmeye etkisi olmadığını avrupanın önde gelen spor bilimcileri tarafından çıkan kitaplarda ve makalelerde net bir şekilde görebiliyoruz.
Diğer taraftan, kuvvet antrenmanları noktasında da avrupanın gerisinde görünüyoruz. Aslında kuvveti enerji sistemlerinin oyun formatıyla antrene edilen yöntemi ile futbolculara kazandırabilsek, kuvvet antrenmanlarının sıklıkla tercih edilmemesini bir nebze mantıklı bulabiliriz ancak biz yalnızca 11v11-8v8 format oyunlarla antrenmanları dizayn ettiğimiz ya da etmek zorunda kaldığımız için bu noktada da eksik kalıyoruz. Yapılan son çalışmalarda ‘’iş yükü modifiye edilerek kuvvet antrenmanlarının mikroda 3-4 kez yapılabileceği’’ bizlere rapor ediliyor ancak biz desteklemediğimiz, geleneksel yöntem olan makine esaslı kuvvet antrenmanlarını bile haftanın bir günü yapıyor ya da hiç yapmıyoruz. Ayrıca, kuvvet antrenmanlarının belirli sürelerde pas geçilmemesi önemli bir konu çünkü müsabakaya baktığımızda ‘’bir yüksek şiddette frenleme aksiyonu esnasında alt ekstremiteye binen yükün 400 kilogram” olduğunu rapor eden referanslar var ve bu rakamların aksiyonun zorluk derecesine göre daha üst seviyelerde olduğu da tahmin edilebilir, peki biz 400 kilogramlık iş yüküne antrenman ve maç ilişkisinde uzak olan yöntemlerle mi karşı koyacağız? Karşı koyabiliriz ancak bir seviyeye kadar. Bu yüzden o seviyenin üzerine çıkabilmek adına kuvvet antrenmanlarının sayısını ve kalitesini arttırmalıyız.
Bu arada 5v2-7v3 ve 11v11-8v8 format oyunları içeren antrenmanların Türkiye’de çalışan bir yöntem olduğunun da altını çizmek istiyorum. Başarı her zaman başarıdır ve saygı duyuyorum ancak avrupa ile kıyaslama yapacak olursak bu tarz yöntemlerle o seviyedeki tempoyu görebilme şansımız çok uzak görünüyor.
Herkese selamlar…
Teyit niteliğinde okuduğum güzel yazınız için kendime adıma teşekkür ederim hocam.👌🏽