Herkese merhaba,

Uzun bir tatil dönemi ve çalışma temposunun ardından yazma fırsatı bulabildim. Aslında buraya bizim alanla ilgili sürekli yazmak istiyorum çünkü Türkiye’de çalışmıyor olmanın avantajını kullanmak istiyorum. Özgürüm ve bunu değerlendirmeliyim. Bu sayıda sakatlık, antrenman ve tempo üçgeninde ilerleyeceğim…

Geçen hafta oynanan bir süper lig maçının ardından televizyon yorumcuları ve sosyal medya kullanıcılarının hemen hemen hepsi takımların oyun temposundan şikayet ederek, yaşanan sakatlıklarla alakalı, hekim diliyle yaralanmalarla ilgili sorumluları bulabilmek için bir arayış içerisindeydiler. Aslında işler istenildiği gibi gitmediğinde bu tarz reaksiyonların olması biz antrenörler için oldukça normal ancak bir takımın ya da ligin temposundan, kas sakatlık sayısından şikayetimiz varsa, bu içerisinde çok fazla nedeni barındıran bir durumdur. Tek başına performans antrenörlerini ya da spor hekimlerini-doktorları suçlu bulmak çok doğru bir yaklaşım olmamalı çünkü yetkileri ve kontrolü sınırlı olan profesyoneller bu olumsuzlukları nasıl ortadan kaldırabilir ki? Mümkün değil. 

Aslında futbolcuların bir gününü gözümüzün önüne getirirsek ne söylemek istediğimi daha iyi anlayabiliriz. Futbolcu bir günde neler yapıyor? Kontrol alanını kısaca anlatalım. Teknik ekipler futbolcuları sabah 09.00 civarında tesislerde kahvaltı için toplar, takım halinde kahvaltı yapılır, 11.00’daki antrenman için futbolcular ve ekipler hazırlık yapar. Antrenman 11.00’da başlar, takriben en uzun antrenman 12.30’da sona erer eğer ‘’yeni bir model’’ uygulanmıyorsa tabi. Futbolcular 12.30’da sona eren antrenmanın ardından 13.15-13.30 gibi yemeğe gelir ve saat 14.00’da tesislerden ayrılarak kontrolün dışına çıkarlar. Bu noktada her takım ve futbolcu grubu için benzer senaryolardan bahsedebiliriz. Sonuç olarak bir futbolcu antrenörlerin kontrolü altında toplamda günün 5 saati kalabilir. Geriye kalan 19 saatte futbolcu özgür ve kontrolün dışındadır. Biz bu süre zarfında futbolcunun yaşam tarzını bilmediğimiz için yorum yapamıyoruz ancak yapılan çalışmalarda uyku ve kas sakatlığı arasında korelasyonların olduğunu biliyoruz. 

Çalışmalar şöyle rapor ediyor; 5 saat, 6 saat, 7 saat ve 8 saat uyku süresinin altında, sakatlık riski şu şu şu kadar kat daha fazladır. Yani, bir futbolcu 09.00’daki kahvaltıya sabah 04.00’a kadar playstation oynayarak katılır ve o antrenmanda da anlamlı bir iş yükü varsa buna performans antrenörü ve diğer profesyonellerin yapabileceği bir şey yoktur. Bu tarz problemlerle karşılaştığımızda antrenmanın ısınma bölümünün ardından ya da bir sonraki periyotta futbolcuyu grubun dışına çıkarabiliriz ancak bu durum yarışmanın olduğu bir spor dalında ne kadar süre devam edebilir ki? 1 veya 2 antrenman.. o da maksimum 1 hafta. Yani en önemli toparlanma tamamlayıcısı olan uykunun kalitesine hakim olamadığımızı görüyoruz. 

Sakatlıkların nedenlerini ele alırken antrenmanın etkisinin olmadığını asla söyleyemeyiz, antrenman da en önemli etkenlerden biridir. Biz takımı ‘ düşük seviyede ya da aşırı seviyede çalıştırır en uygun iş yükü aralığını yakalayamazsak, tabiki antrenman sakatlıkların oluşumunda en önemli nedenlerden biridir. Bir futbol takımı hafta içerisindeki antrenmanlarını hafta sonundaki müsabakaya transfer etmek için yapar, iş yükünü müsabakanın ihtiyaçlarına göre dizayn edemiyorsak müsabakanın hikayesiyle birleşen diğer etkenler kassal problemlerle karşılaşma yüzdemizi arttırır ayrıca, sakatlıklarla karşılaşılmasa bile performans olarak istenilen seviyelerde olamayabiliriz. Mesela, futbolcu hafta sonu toplamda 900 metre yüksek hızda mesafe kat edecek ancak hafta içinde 200 metre yüksek hız mesafe kat etmiş. Mantıklı mı? Hayır… Genetik olarak her futbolcu Alexander Sörloth gibi minimum antrenman ile maksimum performans sergileyemez. 

Diğer taraftan sakatlıklar nasıl meydana geliyor onun üzerinde de beyin fırtınası yapılmalı. Yapılan çalışmalara göre; antrenmanda yaşanan sakatlık sayısı müsabakada yaşanana göre daha düşük oranlarda rapor ediliyor. Nedeni ise antrenmanda iş yükünü kontrol etmek antrenörlerin elindeyken müsabakada yükü rakip, taraftar, puan tablosu, maçın bonusu vb faktörler belirliyor. Antrenmanda kontrol edilen yük, müsabakada kontrol edilemeyince futbolcular hata vermeye başlıyor. Çünkü yorgunluk, bir yük karşısında beyinden kaslara giden sinyalin gecikmesine, kasın koordinasyonunu ve kontrolünü kaybetmesine neden oluyor ve aksiyon esnasında normalin üzerinde kas fibrilinin aktive olması aksiyonun sonunda sakatlığa sebebiyet veriyor. ”Yahu ne oldu ki? Bir şuttan sakatlık mı olur” denir, aslında bir şuttan değil temelinde kümülatif yükten dolayı meydana geliyor. Bu anlatılanlara göre sakatlığı futbolun içinden tamamen kaldırmak mümkün mü? Asla mümkün değil, mümkün olsa zaten dünya devleri yatırımlarına yatırım katar milyonlarca poundun heba olmasına engel olur ve bu olumsuzluk ortadan kaldırılabilir. Diğer taraftan da yapılan çalışmalarda bir futbolcunun yılda 2 kez kas sakatlığı ile karşılaşmasının (haftada 3 maç oynayanlar için) normal olduğu rapor ediliyor. Yani bu olumsuzluğun aslında normal bir durum olduğu araştırmacılar tarafından da bizlerle paylaşılıyor ancak biz kabullenemiyoruz.

Tempo konusuna gelince, spor branşına bakılmaksızın en hızlı geliştirilebilen tamamlayıcılar kuvvet ve dayanıklılıktır. Taktik ve teknik zaman alabiliyor ancak kuvvet ve dayanıklılık gibi iki temel özellik hızlı bir şekilde futbolcular üzerinde etkisini gösterebiliyor. Oyun tempolarının artması için antrenman kalitesinin artması yeterli olabilir fakat kaliteyi arttırırken de futbolcu grubunu test etmek ve iyi gözlemlemek gerekiyor çünkü antrenman geçmişi zayıf olan bir futbolcuya, yüksek seviyede antrenman yaptırmanın yararından çok zararı olabilir, iş yükünü manipüle ederek ilerlemekte fayda vardır. Yani takımı medikal odaya bağımlı yapmamanın yollarını bulmak gerekiyor. Her futbolcunun doku kapasitesi aynı iş yüküne karşı koyamayabilir, iş yükünü bireyselleştirerek ilerlemek gerekir. Aslında oyun temposunu arttırmak çok zor olmasa gerek, teknik direktörlerin ve yardımcı antrenörlerin kararlılığıyla gelişim kolaylıkla kaydedilebilir, futbolcu teknik adamın gözlerine baktığında ”ben karışmam’ mesajını alıyorsa, işte o zaman herkes teslim olmaya başlar ve modern yöntemlerle optimal seviyelere ulaşılabilir. Sakatlık olur mu? Olmaması mümkün değil ama hafif geçilen antrenmanlardan daha az kas sakatlığı ile karşılaşılır. 

Liverpool örneği vererek yazımın sonuna doğru gelmek istiyorum. Jurgen Kloop ve ekibi Liverpool’a ilk geldiği aylarda 11 tane hamstring sakatlığıyla karşılaşır, ingiliz medyası ve spor bilimciler yöntemleri eleştirirken bugün herkes Jurgen Kloop ve ekibinin antrenmanlarını merak ediyor hatta hikaye formatındaki kitaplar piyasaya çıkmadan tükeniyor. O dönemlerde Jurgen Kloop çok güzel bir açıklama yapmıştı. ”Hafif antrenmanlarla da günlerimizi geçirebiliriz, bu bizim elimizde ancak bir şeyin kararını vermeliyiz ekip olarak. Sakatlık mı yoksa sahadaki gücümüz mü? Öyle de böyle de sakatlıkla karşılacağız ancak güçlü olursak, o gücümüzle müsabakaları kazanabiliriz. Ancak güçsüz olursak kazanma şansımız azalır.” Diğer taraftan, bu konuyla bağlantı olan bir konuya daha değinmek istiyorum. Takımı fiziksel performans olarak harika hazırladık ancak sahada bir felsefe yok. Futbolcular nerede pozisyon alacaklarını ve nereye koşacaklarını bilmiyor. Ne yapabiliriz? Bu iş ekip işi…

Herkese selamlar.

 

2 Responses

  1. Çok teşekkürler Gökhan. Çok iyi anlatmışsın. Taraftarlar maalesef bu konularda topu hep teknik ekibe atıp tutarken sen durumun o kadar basit olmadığını diğer seçeneklerle ifade etmişsin. İyi çalışmalar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir